KÖŞE YAZISI ¦ DERE YATAKLARINI RANTA AÇANLAR HESAP VERSİN..! / 15 Ekim 2026
İstanbul’da yaşanan sel felaketi, şehirleri yönetirken insan hayatını hangi sıraya koyduğumuzu bir kez daha sorgulatıyor.
Yollar göle dönüyor, evleri ve iş yerlerini su basıyor, insanlar araçlarında mahsur kalıyor.
Ardından bildik açıklamalar sıralanıyor: Şiddetli yağış, olağanüstü durum, doğal afet…!
Peki, dere yataklarını ranta kurban eden kararların hesabını kim verecek?
O binalar gökten inmedi.
O beton kendiliğinden dökülmedi. Birileri proje hazırladı, birileri izin verdi, birileri imza attı.
Şimdi bütün sorumluluğu yağmurun üzerine yıkıp kenara çekilmek, vatandaşın aklıyla alay etmektir.
Bir derenin yatağı, üzerinde su görünmediği gün de dere yatağıdır. Tapu dağıtarak suyun yolunu değiştiremezsiniz. İmar planındaki çizgileri değiştirmeniz, doğanın kanunlarını değiştirmez. Suyun geçeceği yere beton dökerken, taşkının nereden geçeceğini de düşünmek zorundasınız.
Dere yataklarını yapılaşmaya açanlara, tehlikeyi görmezden gelenlere soruyorum,
Hiç mi Allah korkunuz yok? Hiç mi vicdanınız sızlamıyor?
Önünüze gelen dosyalarda yalnızca kazanç mı görüyorsunuz?
O yapılarda yaşayacak insanların canı, çocukların geleceği, ailelerin bir ömürlük emeği sizin hesabınızda hiç mi yer tutmuyor?
Birilerinin kasası dolacak diye vatandaşın evine su dolmasına göz yumulamaz!
Üstelik bu mesele yalnızca İstanbul’un meselesi değildir. Aynı felaketin Tokat’ta yaşanmayacağının garantisini kim verebilir?
Dere yataklarını dolduran tesislere bakıp susacak mıyız?
Harekete geçmek için bir evin yıkılmasını, bir çocuğun sürüklenmesini, bir ailenin ocağına ateş düşmesini mi bekleyeceğiz?
Tokat’ta yetki ve sorumluluk taşıyan herkese açık çağrımdır;
Dere yataklarındaki yapılar derhal incelensin.
Suyun akışını engelleyen, taşkın tehlikesini büyüten tesisler için yasal süreçler gecikmeden işletilsin, gereken yıkımlar yapılsın. Dere yatakları asli işlevine kavuşturulsun.
İnsanların can güvenliği, dosyalar arasında bekletilemez.
Hiçbir işletmenin kazancı, hiçbir nüfuz sahibinin hatırı, hiçbir siyasi hesap insan hayatından değerli değildir.
Bizden önce yapıldı sözü de kimseyi sorumluluktan kurtarmaz.
Geçmişte yanlış kararı veren, attığı imzanın, bugün tehlikeyi görüp müdahale etmeyen, sürdürdüğü ihmalin hesabını vermelidir. Makamı devralmak, o makamın sorumluluğunu da üstlenmektir.
Bu meselenin partisi olmaz. Hangi dönemde, kimin eliyle yapılmış olursa olsun, insan hayatını tehlikeye atan yapılaşmanın üzerine gidilmelidir.
Vatandaşın can güvenliği söz konusu olduğunda hatır da susacak, ayrıcalık da bitecek.
Kamu görevi, felaketin ardından çizme giyip kameraların karşısına geçmekle yerine getirilmez. Asıl sorumluluk, felaket gelmeden çıkar sahiplerinin karşısına dikilebilmek, gerektiğinde o imzayı atmamak, gerektiğinde o yapıyı kaldırabilmektir.
Yeter artık..!
Dere yataklarını parselleyip kazancı paylaşanlar, zarar ortaya çıktığında ortadan kaybolamaz.
İzinler açıklansın, imzalar incelensin, ihmaller ortaya çıkarılsın.
Sorumluluğu bulunan herkes hesap versin.
Rantın kazancını bir avuç insan paylaşırken, felaketin bedelini halka ödetemezsiniz..!
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 15 Ekim 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)