Yazarlar

İNANCI DİLİNDE, İKTİDARI KALBİNDE TAŞIYANLAR…

İNANCI DİLİNDE, İKTİDARI KALBİNDE TAŞIYANLAR…
Paylaş

KÖŞE YAZISI ¦ İNANCI DİLİNDE, İKTİDARI KALBİNDE TAŞIYANLAR… / 14 Ekim 2026

Siyasal İslam’ın bugün cevaplaması gereken soru açıktır.

Bu hale gelirken hangi haksızlıkları örttük, hangi çıkarları koruduk, hangi doğruları susturduk?

Yıllarca muhasebeye başkalarından başladılar. Kendilerinden olanın yanlışına mazeret buldular, itiraz edeni düşman ilan ettiler.

Sadakati susmakla, kardeşliği haksızlığa arka çıkmakla karıştırdılar.
Şimdi makamın ve paranın insanı nasıl esir aldığını soruyorlar.

Oysa bu çürüme bir günde yaşanmadı. Her suskunlukla derinleşti, her kayırmayla büyüdü, her Bizden biridir savunmasıyla yerleşti.

İnsanı çürüten, servet uğruna vicdanını susturmasıdır. Daha ağır olanı ise yaptığı yanlışa dinin içinden gerekçe üretmesi, çıkarını korumak için kutsal değerleri kullanmasıdır.

Peygamber Efendimiz, güzel ahlakı tamamlayan son tuğlaydı. Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir toplumda merhameti, adaleti ve insan onurunu öğretiyordu. Bugün onun ümmeti olduğunu söyleyenlerin makam ve para uğruna vicdanını susturması ağır bir çelişkidir. Peygamber’in adını anmak, onun ahlakını yaşamaktan kaçanlara mazeret olamaz.

Kur’an’a ve Hz. Muhammed’in yoluna bağlı olduğunu söyleyen bir insan, kul hakkını, yalanı ve kayırmacılığı nasıl savunabilir?

Başkasının haksızlığına öfkelenip kendi çevresinin zulmüne susanın ahlak iddiası ne kadar inandırıcıdır?

Öyleyse herkes kendine açıkça sorsun; Ebu Cehil’in kibrinden yana mısın,
Hz. Muhammed’in ahlakından yana mı?

Muaviye’yi önder seçerken Hz. Ali’nin adaletini hayatının neresine koyuyorsun?

Yezid’in iktidar hırsına mı yakınsın, İmam Hüseyin’in zulme boyun eğmeyen duruşuna mı?

Bu soruların cevabı, dilindeki isimlerde değil, hayatındaki tercihlerdedir.
Adalet, yakınlarının çıkarına dokunduğunda da ayakta kalabiliyorsa adalettir.

İmam Hüseyin’in Kerbelâ’daki duruşu, insanlığa zulüm karşısında haysiyetini korumanın ne demek olduğunu gösterdi. Bedeli canı olsa da haksızlığa boyun eğmedi. Bugün bir makamı kaybetmemek için hakikati susturanlar, onun duruşundan ders çıkarmalıdır. Hüseyin’i sevmek, çıkarın tehlikeye girdiğinde de hakkın yanında durabilmektir.

Müslümanın öncelikli gayesi, Müslümanca yaşamak ve Müslüman kalmaktır.
Makam kazanırken ahlakını kaybedenin başarısı, vicdanındaki yenilgiyi silemez.

Devletin imkanlarını ganimet sayan anlayışla hesaplaşmak, devlete sahip çıkmanın gereğidir.
Dini çıkar düzeninin kalkanına çevirenlere itiraz etmek de inanca saldırı olarak gösterilemez.

Artık yeni düşmanlar arayarak sorumluluktan kaçamazsınız.
Örttüğünüz yanlışlarla, susturduğunuz doğrularla ve büyüttüğünüz ayrıcalıklarla yüzleşmek zorundasınız.

Allah’ın adını anarak hiçbir haksızlık temize çıkarılamaz. Dindarlık iddiası, kul hakkının üzerini örtemez. İnancınızın samimiyeti, adalet uğruna hangi çıkarınızdan vazgeçebildiğinizde belli olur.

Mahşerde makamınızın büyüklüğü değil, hakkını yediğiniz insanın ahı karşılayacak sizi.

O zaman
Hepimiz kendimize soralım…!

İnandığımız değerler uğruna mı yaşıyoruz, yoksa sahip olduklarımızı korumak için o değerlerden vaz mı geçiyoruz?

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 14 Ekim 2026
Sırlarla dolu bir kalem

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL