Adalet susarsa zülüm konuşur…

Adalet susarsa zülüm konuşur…
Paylaş

KÖŞE YAZISI ¦ ADALET SUSARSA ZULÜM KONUŞUR… / 11 Ekim 2026

Bazı dizeler, yazıldığı çağın sınırlarını aşar, yıllar sonra da insanın vicdanına aynı soruyu sorar.
Bunca bilgiye, bunca nasihate rağmen neden hala haklının sesi kısık, zalimin eli güçlüdür?

Paylaştığımız dizelerin sarsıcı tarafı da burada. İnsana bildikleriyle yaptıkları arasındaki mesafeyi gösteriyor. Adaletin çekildiği yerde zulmün nasıl büyüdüğünü, emeksiz kazanılan servetin nasıl ağır bir hesaba dönüştüğünü hatırlatıyor.

Bilmek, insanı kendiliğinden erdemli yapmaz. Okudukları dilinde kalıp davranışına ulaşmayan kişinin bilgisi, başkasının yarasına merhem olmaz. Adaleti anlatırken haksızlığa göz yumanın, ahlakı överken çıkarına göre davrananın sözü zamanla değerini kaybeder.

Bir toplumda asıl kırılma, kötülüğün yapılması kadar, ona alışılmasıdır. Haksızlığın karşısında susmak makul, hakkını aramak sakıncalı görülmeye başladığında vicdan geri çekilir. İnsanlar doğruyu söylemeden önce kimin rahatsız olacağını, hangi kapının kapanacağını hesaplar.

İşte zulüm, kendisine açılan bu sessizlikte büyür.

Adaletin ölçüsü, güçlü olanın ne kadar memnun kaldığı değildir. Kimsesizin hakkını ararken ne kadar güvende olduğudur. Aynı davranış birinde kusur, diğerinde maharet sayılıyorsa, hatır ve nüfuz, hakkın önüne geçiyorsa orada güven de yara alır.

Sonra emek değersizleşir. Alın teriyle geçinen insan, ay sonunu getirmeye çalışırken başkasının emeğinden kendine servet çıkaranlar başarı hikayeleri anlatır. Oysa kazancın büyüklüğü, nasıl kazanıldığı sorusunu ortadan kaldırmaz.

Kimsenin varlığında gözümüz yok. Fakat birinin bolluğunda başkasının ödenmemiş emeği, yenilmiş hakkı, çaresiz bırakılmış hayatı varsa bunu sorgulamak vicdan borcudur.

İnsan, sahip olduklarıyla her kapıyı açabileceğini sanabilir. Etrafındaki alkışı haklılığının delili sayabilir. Zamanla hesap vermeyeceğine de inanabilir. Fakat ömrün sonunda insanı karşılayan, biriktirdiklerinin listesi kadar geride bıraktıklarının yüküdür.

Kaç gönül kırdığı, kaç hakkı gözettiği, gücü varken kime nasıl davrandığıdır.

Mesele yalnızca son nefeste zorlanmak değildir. Mesele, nefes alıp verirken başkasının hayatını daraltmamaktır.

İnsan, hesabını verebileceği bir hayat sürmeli. Sofrasındaki lokmaya da yükseldiği basamağa da başını eğmeden bakabilmeli.

Zira ömür biter, insanın yaşattıkları, ardından konuşmaya devam eder.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 11 Ekim 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL