12 Kasım 2017, 15:54 - Anasayfa | Yazarlar Haberi yazdır

NEDEN 'BABAYASA' DEĞİL DE 'ANAYASA' DENMİŞ?

NEDEN 'BABAYASA' DEĞİL DE 'ANAYASA' DENMİŞ?

CEMAL KUTLU

  • Facebook Paylaş
  • Twitter Paylaş

Neden acaba?  Babayasadeğil de Anayasa?

 

Hiç düşündünüz mü?

 

Bence; insan için yaşam kaynağı anadır da ondan…

 

Çağdaş toplumlarda da anayasa, toplumların güvenli ve huzurlu yaşam kaynağıdır…

 

Hastalıkta sağlıkta, varlıkta yolukta anasına sahip çıkmayan, çıkamayan, hatta başlık parasına tamah edip satanlar ne ise… Şu veya bu şekilde; anayasa dışına çıkanlar, kısacası anayasasız yatıp, anayasasız kalkanlar da o dur…

 

Bilgi ve teknoloji çağının zorlayıcı etkileri bir yana; yaklaşık iki milyar Müslümanın inanç kitabı Kur’an-ı Kerim’in ilk “OKU”ayetini bile anlamayan ve gereğini yerine getirmeyen milletler bu gün olduğu gibi, bu kafayla daha uzun yıllar da emperyalistlerin “hizmetkârı” olmaya mahkûm kalacaklardır.

 

“Bir gecede dilimizi değiştirdiler” ve “tarihimizle bağımızı kestiler”demagojisi yapanların tarihten bihaber olduklarını söylemeye bile gere yok, zaten icraatlarıyla ortadalar…

 

Şayet tarihlerini biz kez okumuş olsalardı, dil ve anayasa konularında da işkembeden atmazlardı;

 

1-) SENED-İ İTTİFAK; Türkiye’de, Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde başlayan anayasacılık hareketleri çerçevesinde “misak” (sözleşme) biçiminde meydana getirilen ilk anayasal belge olan Sened-i İttifak, 1808 yılında merkezî hükûmetin temsilcileri ile âyan temsilcileri arasında yapılan görüşmeler sonucunda kabul edilmiştir. Sened-i İttifak ile kabul edilen hükümlerden bazıları merkezi otorite, bazıları ayanlar ve bazıları da genel olarak halk yararına sonuçlar doğurucu niteliktedir (Tanör, 1995: 35-38).

 

2-) TANZİMAT FERMANI; 1839 yılında Padişah tarafından tek taraflı olarak “ferman” biçiminde ilan edilen Tanzimat Fermanı ile devletin bütün uyrukları için can, mal ve ırz güvenliğinin teminat altına alınması, düzenli bir vergi sistemine geçilmesi, genel ve zorunlu askerlik uygulamasının başlatılması ve bütün uyrukların kanun önünde eşitliğinin sağlanması taahhüt edilmiştir(Erdoğan, 2001a: 7).

 

Tanzimat Fermanı’nın giriş bölümünde, devletin kuruluşundan bu yana Kur’an ve şeriat hükümlerine göre idare edilmesi nedeniyle yönetimin güçlü, halkın ise mutlu olduğu, son 150 yıldan beri ise bunun tersi yapıldığından devletin zaafa uğradığı belirtilerek daha iyi bir yönetimi sağlamak için “yeni kanunlar” konulmasının gerekli olduğu vurgulanmaktadır.

 

Tanzimat Fermanı’nın birkaç yerinde temel amacın “din ve devlet ve milleti ihy┠olduğu açıkça belirtilmiştir. Din ve devletin yanı sıra, milletin de ihyasından söz edilmekle Tanzimat Fermanı yeni bir yaklaşım belirlemiş olmaktadır. Yeni yaklaşımla halka, devlet içinde merkezî bir yer verilmektedir (Tanör, 1995: 71).

 

Bir haklar beyannamesi niteliğinde olan Tanzimat Fermanı ile devlet iktidarı bir ölçüde sınırlandırılmakta ve böylece anayasal monarşinin yolu açılmaktadır.

 

3-) ISLAHAT FERMANI; Padişah tarafından “ferman” biçiminde ilan edilen 1856 tarihli Islahat Fermanı ise Tanzimat Fermanı’ndaki vaatleri yenileyen ve ayrıca din farkı gözetilmeden bütün devlet uyruklarının eşit işlem görmesi ilkesini getiren bir belgedir. Avrupa devletlerinin etkisiyle hazırlanan Islahat Fermanı’nın temel amacı;Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında her yönden tam bir eşitlik sağlamaktı. Böylece devletin uyrukları arasında var olan vergi, askerlik, yargılama, eğitim, devlet memurluğu ve temsil alanındaki bütün farklar kaldırılıyordu. Tanzimat Fermanı, kendi dönemi için bir “haklar beyannamesi”dir.

 

Islahat Fermanı, daha sonraki dönemlerde dış ilişkiler bakımından batılı devletlerin ve Rusya’nın müdahalelerine dayanak oluşturmuş, içeride ise özellikle Hıristiyan “millet”lerin bağımsızlık hareketlerinin bir başlangıcı olmuştur (Tanör, 1995: 79).

 

4-)1876 ANAYASASI (KANUN-U ESASÎ);

 

1876 Anayasası (Kanun-u esasî) “Cemiyet-i Mahsusa” adını taşıyan bir kurulca Belçika, Polonya ve Prusya anayasalarından yararlanılarak hazırlanmış ve Mithat Paşa başkanlığındaki Heyet-i Vükela’dan da geçtikten sonra 23 Aralık 1876’da Padişah İkinci Abdülhamit tarafından “ferman” biçiminde ilan edilmiştir.

 

1876 Anayasası’na göre, Osmanlı Devleti devlet başkanlığının irsî yoldan geçtiği bir monarşidir (m.3). Devletin dini, İslam dinidir (m.11). Resmî dili, Türkçedir (m.18). 1876 Anayasası, Osmanlı Devleti tebaasının temel hak ve hürriyetlerini zamanının anayasalarına benzer bir biçimde düzenlemiştir. Anayasa’da, kişi hürriyeti (m.9), kişi güvenliği (m.10), ibadet hürriyeti (m.11), basın hürriyeti (m.12), ticaret, sanat ve ziraat alanlarında şirket kurma hakkı (m.13), dilekçe hakkı (m.14), öğretim hürriyeti (m.15), eşitlik ilkesi (m.17), mali güce göre vergilendirme ilkesi (m.20), mülkiyet hakkı (m.21), konut dokunulmazlığı (m.22), tabiî hâkim ilkesi (m.23,89), hak arama hürriyeti (m.83,84), müsadere ve angarya yasağı (m.24), vergilerin kanuniliği ilkesi (m.25), işkence ve eziyet yasağı (m.26), vatandaşlık hakkı (m.8), devlet memurluğuna girme hakkı (m.19) gibi hak, hürriyet ve ilkeler yer almıştır.

 

1876 Anayasası (m.42-80), birincisi, üyeleri iki dereceli seçimle halk tarafından seçilen Heyet-i Mebusan; ikincisi de, üyeleri Padişah tarafından atanan Heyet-i Âyan olmak üzere iki meclisli bir parlamento (Meclis-i Umûmi) kurmuştur. 1876 Anayasası’nda 1909 yılında yapılan değişikliklerile Bakanlar Kurulunun sorumluluğu esası benimsenmiş, Parlamentonun yetkileri artırılmış,Padişahın yetkileri ise daraltılmıştır.

 

5-) 1921 ANAYASASI;Mondros Mütarekesinin ardından başlayan düşman işgalleri Anadolu’da Müdafaa-i Hukuk hareketlerinin başlamasına yol açmış ve Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal’in önderliğinde Erzurum ve Sivas Kongrelerinin yapılmasıyla ulusal direniş belli bir aşamaya ulaşmıştır. Meclis-i Mebusan seçimlerinde de Müdafaa-i Hukukçular büyük çoğunluğu elde etmiş ve son Osmanlı Meclis-i Mebusanı yurdun bölünmezliğini ilan eden Misak-ı Millî’yi kabul etmiştir. Ancak kısa bir süre sonra bu Meclisin İstanbul Hükûmeti tarafından feshedilmesi üzerine, Mustafa Kemal Paşa, illere gönderdiği bir tamimle Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanacağını bildirerek yeni seçimler yapılmasını istedi. İşte bu şekilde yapılan seçimlerle belirlenen yeni üyeler ile İstanbul’dan gelebilen üyelerin katılmasıyla 23 Nisan 1920 tarihindeTürkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Bu Meclis, bir“kurucu meclis” niteliğindedir (Özbudun, 1998: 5).

 

Ulusal kurtuluş savaşını da yürütmekte olanTürkiye Büyük Millet Meclisi 1921 yılında yeni bir anayasa kabul etti. Osmanlı Devleti ve TürkiyeCumhuriyeti’nde hazırlanışı ve kabulü bakımından en demokratik anayasa olarak kabul edilen 1921 Anayasasıkısa, fakat siyasal önemi yüksek bir belgedir.23 maddelik kısa bir anayasa olan 1921Anayasası’nın en önemli kuralı, “millî egemenlik ilkesi”dir (m.1).

 

 

6-) 1924 ANAYASASI; 1921 Anayasası’nın devletin kuruluşu ve hak ve hürriyetlerle ilgili düzenlemelerinin yetersiz olması nedeniyle 1924 yılında yeni bir anayasa yapıldı. Katı bir anayasa olan 1924 Anayasası, “Anayasa’nın hiçbir maddesi hiçbir sebep ve bahane ile savsanamaz ve işlerlikten alıkonamaz. Hiçbir kanun Anayasa’ya aykırı olamaz” (m.103) hükmüyle anayasanın üstünlüğü ilkesini benimsemiş olmakla birlikte, kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimine yer vermemiştir. Lâiklik: 1928 yılında yapılan değişiklikle, Anayasa’daki,“Türkiye Devletinin dini, Din-i İslamdır”hükmü (m.2) ile Meclisin yetkileri arasında sayılan“ahkâm-ı şer’iyenintenfizi” hükmü (m.26) çıkarılmış,1937 değişikliği ile de Anayasaya “lâiklik ilkesi”eklenmiştir.

 

Hükûmet sistemi: 1924 Anayasası, meclishükûmeti ile parlamenter rejim arasında karma birhükûmet sistemi kurmuştur (Özbudun, 1998: 9-10;Gözler, 2000: 51-53).

 

7-) 1961 ANAYASASI; Temel Özellikleri ve Getirdiği Yenilikler Katı ve düzenleyici nitelikteki 1961 Anayasası, genel esaslar bölümünde, Türkiye Cumhuriyetinin, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu belirtmektedir. 1961 Anayasası, anayasanın üstünlüğü ilkesini açıkça hükme bağlamış (m.8) ve bunu gerçekleştirmek için de kanunların anayasaya uygunluğunudenetlemek üzere Anayasa Mahkemesini kurmuştur. Öte yandan, hukuk devletinin bir gereği olarak,idarenin bütün eylem ve işlemlerinin yargı denetiminetâbi olduğunu hükme bağlayan Anayasa,yargı bağımsızlığını ve hâkimlik teminatını sağlamaküzere Yüksek Hâkimler Kurulunu getirmiştir.

 

Ayrıca Anayasa, bu bağlamda olmak üzere, “tabiîhâkim ilkesi” ve suç ve cezalara ilişkin prensiplere de yer vermiştir.Anayasa’ya göre, egemenlik Millete aittir ve ancakyetkili organlar eliyle kullanılabilir (m.2, 4). Anayasacılık tarihimizde ilk defa sosyaldevlet ilkesini benimseyen, sosyal haklarayer veren, Anayasa Mahkemesi ve YüksekHâkimler Kurulunu oluşturan anayasa1961 Anayasası’dır.1971-1973 yıllarında yapılan değişiklikler1961 Anayasasının temel felsefesine aykırıolmakla birlikte yürütmenin güçlendirilmesineyönelik düzenlemeler, 1961 Anayasasınınönemli bir zayıflığını düzeltici niteliktedir.

 

8-)1982 ANAYASASI;12 Eylül Askerî Müdahalesi ve 1982 Anayasası’nın Kabulü, anarşi, terör, bölücülük faaliyetleri ile ekonomik bakımdan kötüye gidiş ve bunlar karşısında sivil yönetimin başarısız kaldığı gerekçeleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin 12 Eylül 1980’de gerçekleştirdiği askerî darbenin ardından atamayla oluşturulan Danışma Meclisi ile Millî Güvenlik Konseyinden müteşekkil Kurucu Meclis tarafından hazırlanarak kabul edilmiş, yapılan referandumda da halk tarafından yüzde 91.4 oy oranıyla onaylanmıştır. Bu yüksek oy oranının alınmasında, halk oylaması sürecinde anayasanın tartışılmasının yasaklanması, devlet başkanı ve yönetimin anayasa lehindeki resmî propagandaları, anayasanın reddi hâlinde ne olacağının belli edilmemiş olması, halkın bir an önce normale geçiş isteği, en önemlisi de anarşi ve terörün sona erdirilmesi nedeniyle halkın ara rejim yönetimine duyduğu minnettarlık gibi etkenlerin çok büyük rolü olmuştur (Erdoğan, 2003: 130; Tanör, 1986: 105-107).

 

1808’den beri 209 yıllık bu alandaki birikimden sonra; şimdi geldik “zurnanın zırt deliğine” ve 16 Nisanda; AKP ve MHP'nin oylarıyla Meclis'ten geçen Anayasa değişikliği teklifini YSK’nın onaylamasının ardından Türkiye yeni bir sürece girdi. Kim niçin ve neye evet dedi? Bu sürece, toplumsal yoksa kişisel bir ihtiyaçtan mı girildi? Bilenler biliyor da bilmeyenler de, kısmen 15 ve 20 Temmuz sonrası öğreniyor, tamamen de 2019’da öğreneceklerdir…

 

7 bölge 4 mevsim cennet ülkemizde; bir tek yurttaşımızın bile açlıktan ölmediği güzel günlere…                                                                                                                                                

                 

(11.11.2017-Antalya, www.ckgrup.biz )


 Demokrat Arayış Gazetesi internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Demokrat Arayış Gazetesi Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yazara ait diğer köşe yazıları

E-BÜLTEN ABONELİK

01 Mayıs 2008-2017 © Demokrat Arayış Gazetesi -Tüm Hakları Saklıdır. Gazetemiz basın ahlak yasasına uymayı kabul eder.

Adres : G.O.P. Bulvarı Emniyet Müd. Karşısı Mehmet Coşkun İş Merkezi Kat: 4 Tokat (Haber, İlan Ve Reklam için mail adresimiz: arayisgazetesi2008@hotmail.com)
Tel: 0 542 622 01 00
Faks: 0 356 201 00 20
Bu site 0.047 saniyede yüklenmiştir. [Hata Bildir]