10 Eylül 2019, 07:48 - Anasayfa | Yazarlar Haberi yazdır

HER YER KERBELA, HER GÜN AŞURE...

HER YER KERBELA, HER GÜN AŞURE...

Cemal İNCESOYLUER

  • Facebook Paylaş
  • Twitter Paylaş

İslam aleminin ortak tarihindeki en önemli vaka “Kerbela Olayı” ve Hazreti Muhammed Aleyhisselamın torunu Hazreti Hüseyin’in şehit edilmesidir.

 

Türklerin bu olayda hiçbir dahli olmamıştır. Çünkü, 10 Ekim 680 tarihinde vuku bulan Kerbela katliamından yaklaşık 200 yıl sonra Türk boyları Müslüman olmaya başladı. Dolayısıyla, bu olayda Türkler taraf değildir. Anadolu coğrafyasındaki Alevi ve Sünniler, Kerbela olayıyla ilgili bir husumetin içerisinde olamazlar. Ancak, Hazreti Muhammed Aleyhisselamın vefatıyla başlayan bir takım siyasi ayrılıklar, Hazreti Ali taraftarı manasında “Şia” grubu oluşurken, Muaviye ile başlayan “Emevi Müslümanlığı” iki kutuplu bir İslam anlayışı miras olarak günümüze kadar geldi.

 

Bazı Sünni alimleriyle, Şii alimlerin ekseriyeti, özellikle Kerbela Olayı ve Hazreti Hüseyin’in şehit edilmesini “itikat ahkamı” içerisinde saymıştır. Gerek Sünni, gerekse Alevi Müslüman Türklerde; Muaviye, Yezid ve Mervan isimlerine rastlanmaz. Çünkü, Kerbela Olayı her iki kesimde de “ortak acı” olarak kabul edilir. Hazreti Peygamberin ahirete irtihalinden 48 yıl sonra meydana gelen bu olay, 1400 yıllık ağıtımızdır. Sünni ve Şii kaynaklarında Kerbela Olayına bakış, küçük nüans farklarıyla hemen hemen aynıdır. Şehitlerin iki seyyidi Hazreti Hüseyin ve Hazreti Hamza, İslam Alemi için çok önemli, çok değerli ve çok saygın isimler olarak tüm Müslümanların gönlünde yer edinmiştir.

 

Hazreti Ali’nin şehit edilmesinin ardından 6 aylık halifelik yaptıktan sonra, Müslümanların birliğinin bozulmaması adına çekilen Hazreti Hasan’da, yine Muaviye menşeli bir tuzakla zehirlenerek, şehit edilmişti. Peşinden, Emevi Saltanatı başladı. 1400 yıldır süren ayrılık tohumları ve hatta İslam’da bid’at ve hurafeler döneminin miladıdır, Emevi Saltanatı. Peygamberler tarihinde, peygamberini öldüren ümmetler, toplumlar var. İslam’ın muazzez peygamberi Hazreti Muhammed Aleyhisselamın ehl-i beyti de, zulmün en ağırını gördü.

 

Selefiler, bu olayda açıkça Muaviye-Yezid yanlısı oldular. Sünniler, böylesine tarihin kayıt altına aldığı Kerbela Katliamına rağmen; bu ortamı hazırlayan (Oğlu Yezid’i kendi sağlığında halife ilan etti) Muaviye’yi “Peygamberin vahiy katibi” şeklinde sunarak, sahabe itibarı kazandırmaya çalıştı. Oysa Muaviye, Mekke’nin Fethinde Müslüman olmuş, Kur’anda “kalbi İslam’a ısındıracaklar” arasında sayılmış, Mekke Fethinde Hazreti Peygamberin irat ettiği “Veda Hutbesiyle” vahiyler son bulmuştu.

Olmayan vahyin katibi icadı da, ayrı bir ayıbımızdır. Bütün bunlara birebir tarihi kayıt olmasına rağmen, nasıl bir yalanla koskoca İslam Alemi aldatıldı/aldatılıyor, varın siz anlayın…

 

Muharrem Ayının 1’den itibaren Irak’ın Kerbela bölgesinde kuşatılan Hazreti Hüseyin ve 70 kişiden oluşan evlad-ı iyalleri, akrabayı talukatları, 7.gününde daraltılan bir çemberle bu peygamber torunlarına “Bir yudum su” dahi verilmedi. Kundaktaki çocukların ciğerleri yandı. Hazreti Hüseyin ve ehl-i beytinin dudakları çatladı.

 

Yezid'in valisi İbn-i Ziyad'ın 30 bin kişilik orduyu Hüseyin'in üzerine gönderdi. Askerler kampın etrafını sardılar ve Hazreti Hüseyin ile görüşmelere başladılar. Hazreti Hüseyin, kuşatmanın kaldırılmasını, kendisi ile birlikte ailesi ve taraftarlarının da Irak'ı terk etmesine izin verilmesini istedi. Ordunun komutanı Ömer bin Sa'd bu teklifi makul buldu ve üstlerine iletti. Bu teklif İbn-i Ziyad'ın da hoşuna gitti ancak yönetimde söz sahibi olan Emevilerden Şimr bin Zi'l-Cevşen, Bahteri bin Rebia ve Şeys bin Rebia karşı çıktılar. Ömer bin Sa'd'a Hüseyin ve beraberindekileri öldürmesini, yoksa kendi canından olacağını söylediler. Muharrem ayının 7'sinde Ömer bin Sa'd çemberi daralttı ve kampın suyollarını kesti. Muharrem ayının 9'unda, kampın su kaynakları tükendi ve önlerinde sadece savaşmak ya da teslim olmak seçeneği kaldı.

 

Hüseyin, Ömer bin Sa'd'a sabaha kadar ibadet etmek istediklerini söyle serbest olduğunu söyledi ancak hiçbiri yerinden kıpırdamadı. Ertesi sabah Hazreti Hüseyin'in adamları düşman ordusunun ön saflarına yanaşıp teker teker düşman ordusundaki akrabaları ve arkadaşları ile konuştular. Savaşmamalarını istediler. Hüseyin düşman askerlerine uzun bir konuşma yaptı. Bu konuşma öylesine etkili oldu ki, Yezid'in generallerinden Hûr, devasa düşman ordusunu terk edip, Hüseyin'in bir avuç ordusuna katıldı. İbn Sa'd diğer adamlarının da saf değiştirmesinden korkup, Hüseyin'e ilk oku atarak savaşı başlattı. Savaş önce düello şeklinde cereyan etti. Hüseyin önce Temim bin Kahta ile savaştı.


Onu bir kılıç darbesiyle öldürdü.

 

Sonra Arap âleminin korkulan savaşçısı Zeyd bin Ebtahi'yi ikiye böldü. Hüseyin'in taraftarlarından ilk olarak Hur, Habib bin Mezahir gibi Hüseyin'in ve babası Ali bin Ebu Talib'in yakın arkadaşları döğüştüler ve birer birer hayatlarını kaybettiler. Bunlardan sonra Hüseyin'in akrabaları dövüştüler. Ölenler arasında Hüseyin'in oğlu Ali el-Ekber, kardeşi Hasan'ın oğlu Kasım, tek taraftan kardeşi ve sancaktarı Abbas (Alemdar) da vardı. Bu arada Yezid'in ordusu da çok fazla kayıp vermişti. Kadınlar ve çocuklar çadırlarda birbirlerine sarılmış, savaşın bitmesini bekliyorlardı.

 

Hüseyin'in oğlu İmam Zeynelabidin de, savaşamayacak kadar hasta olduğu için çadırdaydı. Hüseyin diğer oğlu Ali Asgar henüz altı aylıktı ve susuzluktan ölmek üzereydi. Hüseyin oğlunu kucağına aldı ve Yezid'in ordusunun karşısına dikildi. Çocuğa bir yudum su vermelerini istedi. Ama Hurmala bin Kâhil, Ömer bin Sa'd'ın emri ile çocuğu okla vurdu. Boynundan vurulan bebek oracıkta can verdi. Şehitlerin Seyyidi Hazreti Hüseyin Hazreti Hüseyin oğlunu gömdükten sonra tekrar düşmanın karşısına çıktı ve onları teslim olmaya davet etti.

 

Birebir savaşta çok fazla kayıp veren Ömer bin Sa'd'ın ordusu Şimr bin Zi'l Cevşen'in emriyle toplu hücuma geçti ve her taraftan ok ve mızraklar Hüseyin'in üzerine yağmaya başladı. Sinan bin Enes en-Nehai veya Şimr bin Zi'l Cevşen kafasını kılıçla keserek Hüseyin'i öldürdü. Kafası mızrağa takıldı ve herkese gösterildi.

 

Üzerindeki değerli eşyalar alındı ve yarı çıplak bırakıldı.

 

Muharrem Ayı, bir kutlama değil “hüzün ve matem ayıdır”, İslam Peygamberinin torunlarının katledildiği bir ilenç hatırlamasıdır…


 Demokrat Arayış Gazetesi internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Demokrat Arayış Gazetesi Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yazara ait diğer köşe yazıları

E-BÜLTEN ABONELİK

01 Mayıs 2008-2017 © Demokrat Arayış Gazetesi -Tüm Hakları Saklıdır. Gazetemiz Basın Ahlak Yasası'na uymayı kabul eder.

Adres : Semerkand Mahallesi Bağ-Kur Sokak Saray İş Merkezi No: 23 Merkez - TOKAT __Haber, İlan Ve Reklam için mail adresimiz__ arayisgazetesi2008@hotmail.com
Tel: 0532 494 68 74
Faks: 0 356 201 00 20 (SADECE FAX İÇİN ARAYINIZ)
Bu site 0.078 saniyede yüklenmiştir. [Hata Bildir]